Yönetici Özeti
En basit haliyle belirsiz, öngörülemeyen ve riskli bir çalışma şekli olarak tanımlayabilece- ğimiz güvencesiz çalışma, her geçen yıl küresel bir norm haline geliyor. Bu tür çalışmanın yaygınlaşması da prekarya kavramını günlük siyasi ve ekonomik tartışmaların uluslararası ve ulusal ölçekte odağına oturttu. Bazen göçmen meselesini, bazen genç işsizliğini, bazen de be- yin göçü meselesini konuşurken karşımıza prekarya kavramı çıkar oldu. Prekarya, kronik bir şekilde geçici çalışmaya mahkum, yapım aşamasında olan bir sosyal sınıf olarak tanımlanıyor. Prekarya üyeleri ise genellikle işsizlik ile işsizlik tehdidi arasındaki muğlak alanda kaygıyla yaşayan ve zihninde kronik bir güvensizlik ve güvencesizlik yaşayan insanlardan oluşuyor. Genellikle merkezi üretim meka- nizmalarından izole ediliyor; işyerinden ve çalışma arkadaşlarından yabancılaşıyorlar. İNGEV ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) iş birliği ile ActHuman V kapsa- mında hazırlanan bu çalışmada Türkiye’de güvencesizlik problemi ve genişleyen prekarya ekse- ninde ortaya çıkabilecek sosyal ve ekonomik problemlere karşı üretilebilecek politikaları tartış- maya açıyoruz. COVID-19 sonrası dönemde güvencesiz çalışma pratiklerinin artması ve göçmen karşıtlığı da dahil popülist trendlerin yükselişe geçmesi eşliğinde prekarya meselesi siyasal ve hukuki bağlamda da tehlikeli bir mesele olarak öne çıkıyor. Özellikle Türkiye gibi polarizasyona açık bir sosyal ve siyasal yapısı olan bir ülkede, “yeni ve tehlikeli bir sınıf” olarak tanımlanan prekaryanın içinde olduğu tehditkâr koşullar kadar prekaryanın sosyal ve ekonomik bağlamda yaratabileceği tehditler de konuyu daha önemli bir hâle getiriyor. Bu kapsamda hem devletin, hem özel sektör aktörlerinin hem de sivil toplumun birbiriyle tutarlı, geniş vadeye yayılabilecek politi- kalar üretmesi ve bu politikaların ilgili aktörlerin çatışması değil uzlaşması ve nihayetinde geniş güvencesizlik dalgalarının etkisinin kırılması amaçlanmalıdır. Zira güvencesizlik dalgaları hem sosyal güvenlik sistemini, hem çalışanları hem de istihdam süreçlerini derin bir şekilde etkile mektedir. Proje kapsamında gerçekleştirilen Danışma Kurulu toplantısı ve çalıştayda Türkiye’de genişleyen prekarya olgusuna karşı güvenceli ve güvenli istihdam süreçlerinin geliştirilmesine ve sürdürülebilir kılınmasına yönelik gerekli sosyal politikaların tasarımına odaklanılmıştır. Akademisyen, özel sektör, basın ve STK temsilcilerinden oluşan katılımcılardan gelen değerlen- dirmeler ve ilgili literatür göz önünde bulundurularak Türkiye’deki istihdam süreçlerinde güvenceli istihdamın öncelenmesi ve kırılgan emek koşullarının seyreltilmesi ve güvenceli çalışmanın hem çalışanlar hem de işverenler için elverişli olmasını amaçlayan sosyal politika önerileri oluş- turulmuştur. Bu önerilerin önümüzdeki dönemde karar vericiler ve uygulayıcılar tarafından atıla- cak adımlara bir zemin hazırlaması amaçlanmaktadır. Çalıştay sonucu oluşan değerlendirmeler aşağıdaki 9 öneri kapsamında özetlenmektedir: 1. Var olan yasa ve yönetmeliklerin uygulanması gerekmektedir. Türkiye’de İş Kanunu başta olmak üzere çalışma yaşamını düzenleyen kanun ve yönetmelikler esasen çoğunlukla güvencesiz emek pratiklerinin derinleşmesiyle mücadele etme konusunda yeterlidir. Gerekli denetim ve kontrolleri yapmakla yükümlü devlet görevlilerinin yetkileri ve görevleri konusunda kapsayıcı bir şekilde bilgilendirilmeleri ve görevlerinin önemi konusunda bilinçlendirilerek yaptırım uygulamalarının önü açılmalıdır. 2. Yasa ve yönetmeliklerdeki çalışma statülerine dair tanım, kural ve ifadelerin dönüştürülmesi: Bireysel girişimle şahsın istihdamı arasındaki sınırın silikleştiği, teknolojinin ve piyasaların her- kesi girişimcileştirdiği bu dönemde yasaların ve yönetmeliklerin de güvenceli çalışmayı önceleye- cek şekilde dönüşmesi şarttır. 3. Vergi ve sosyal güvenlik sistemine güvensizliğin giderilmesi: Türkiye’de vergi ve sosyal güven- lik sistemine ilişkin bir güvencesizlik problemi hakimdir. Çalışanlar ve işverenler vergi ve sosyal güvenlik kesintilerini kurtulunması ya da etrafından dolaşılması gereken kesintiler olarak gör- düğünden vergi ve sosyal güvenlik sisteminin itibar problemi güvencesiz çalışmayı tetikleyen bir durum hâline gelmiştir. Vergi, toplumun güvencesiz kesimlerinin toplumla ve çalışabilecekleri sektörlerle irtibatının kesilmemesi ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamaları için kullanılabilme- lidir. Bunun için temel gelir ve benzeri mekanizmalar işletilebilir. 4. Eğitim süreçlerinin stratejik planlanması: Yüksek ve orta öğretim de dahil olmak üzere mesleki eğitim sağlanan her aşamada programların Yüksek Öğretim Kurumu ve Milli Eğitim Bakanlığı gibi kurumlarca anlık arz talep dengelerine ve kurulu sistemin kısıtlarına bağlı kalmadan uzun vadeli bir stratejiye dayanacak şekilde oluşturulmalıdır. 5. Güvenceli ve sürdürülebilir kadın, genç ve göçmen istihdamının teşviklerle desteklenmesi: Ka- dınlar, gençler, göçmenler gibi kırılgan grupların istihdama katılımlarının teşvik ve hibe program- ları gibi programlarla desteklenmesi gerekmektedir. İstihdama katılım aşamasında da girişimcilik aşamasında da bu grupların desteklenmesi ve sürdürülebilir iş modelleri kurmaları ya da bu tür modeller içerisinde var olmaları sağlanmalıdır. 6. Örgütlenmenin kolaylaştırılması ve cazipleştirilmesi: Örgütlenmenin önündeki teknik ve hukuki engellerin devlet tarafından kaldırılması gerekmektedir. Kısa vadeli işlerde dahi olsa çalışan kişi- lerin sendikalar gibi örgütlerle üyelik bağı kurması ve bu örgütlerin işverenle pazarlığı ve yasalar etrafında ortaya çıkan haklarını kullanmasının önü açılmalıdır. Devlet ve sendikalar teşvik ve takip konusunda sorumluluk almalıdır. 7. Uzun vadeli ve istikrarlı bir teknolojik ve ekonomik vizyon benimsenmeli: Nasıl ki güvence- sizleşme tartışmaları ekonomik ve teknolojik bir dönüşümle belirginleştiyse güvencesizleşme de dinamik ekonomik ve teknolojik koşullarda derinleşebilir. Teknolojik gelişim istikrarlı ve adil bir şekilde gerçekleşmeden geniş kitleler için güvenceli çalışma imkânı oluşmayacağı bilinciyle teknoloji ve ekonomi politikaları çalışma yaşamının tüm paydaşlarının çıkarları ekseninde şekillenmelidir. 8. Ulusötesi denetim anlayışının benimsenmesi: Küreselleştirmenin getirdiği esnek ve fiziki limitlere bağlı kalmayan istihdam anlayışı bir yerde işsizliği artırırken öte tarafta geçici istihdam yaratırken güvencesizliği derinleştirmekte, haksız rekabet yaratmaktadır. Bu bağlamda ulusötesi denetim ve gözetim mekanizmalarının önü açılmalıdır. 9. Kırılganlığa en açık sektörlerin yakından izlenmesi ve dönüştürülmelerinin önceliklendirilme- si: Tekstil, mevsimlik tarım işçiliği gibi prekar çalışmanın neredeyse standart haline geldiği özel sektörler öncelenerek bu sektörlere özel bir denetim ve iyileştirme programı uygulanmalıdır.
Sonuç
Prekarya ve toplumsal güvence problemi hem ulusal hem de evrensel gündemimizin bir parçası olmaya devam edecek gibi görünüyor. Temel gelir, evrensel sağlık güvencesi gibi kavramların Batı’dan Doğu’ya tüm coğrafyalarda yüksek sesle tartışılır olması da prekaryaya yönelik akademik ve siyasal ilgi de esasen soruna yönelik ilgiyle ve çözüm yollarıyla ilgili arayışlar.
Paylaşılma Tarihi
Ekim 2022
Sayfa Sayısı
20
Fuat Keyman
Fuat Keyman, İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü, Sabancı Üniversitesi Kurumsallaşma ve Toplumsal Katkı Süreçlerinden Sorumlu Rektör Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Profesörüdür.
Cana Tülüş Türk
Cana Tülüş Türk, Ocak 2012'den bu yana İstanbul Politikalar Merkezi'nde Akademik ve İdari İşler Lideri olarak çalışmaktadır. Aynı zamanda farklı üniversitelerde karşılaştırmalı siyaset, AB'de güncel konular ve demokrasinin mevcut durumu üzerine dersler vermektedir. Sivil Düşün, CEPS ve GMF Black Sea Trust tarafından finanse edilen projelerde uzman olarak çalışmaktadır.
cana.tulus@sabanciuniv.edu