Giriş
2020 yılı iklim krizinin son yıllarda görülen en çarpıcı sonuçlarından biriyle, Avustralya’da yaşanan benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla başladı. Avustralya’da 2019-2020 yangın sezonunda yanan orman alanı 18 milyon hektarı geçti. Bu da kıtada ormanla kaplı toplam alanın yüzde 14’üne denk geliyordu. Bu felaketi, ilk kez 2019 yılının son günlerinde Çin’in Wuhan kentinde tanımlanan yeni tip koronavirüsün (SARS-CoV-2) neden olduğu COVID-19 salgınının mart ayında küresel bir pandemiye dönüşmesi izledi. COVID-19 pandemisinin Çin’in Wuhan kentinde bulunan ve yaban türlerin de satıldığı bir canlı hayvan ve su ürünleri pazarından kaynaklandığının tahmin edilmesi, alınan karantina kararlarının ve sokağa çıkma yasaklarının ekonomiyi yavaşlatması sonucunda küresel sera gazı emisyonlarının düşmeye başlaması, yerel düzeyde de belli bölgelerde hava kirliliğinin azalmaya başladığına dair çıkan haberler, pandemiyle iklim krizinin ve ekolojik sorunların birlikte anılmasına neden oldu. Kimilerine göre iki kriz sadece benzer değil, aynı küresel ekolojik yıkımın farklı görünümleriydi. Buna küresel bir krize nasıl cevap verilmesi gerektiğine dair politik bir tartışma eklendi. Pandemiye verilen nispeten hızlı reaksiyonla ve yine de olması gerektiği kadar çabuk ve etkili önlem alınamamış olmasıyla, iklim krizine dair neredeyse 30 yıldır işe yarar düzeyde harekete geçilememiş olması karşılaştırıldı. İki krizin toplumsal etkilerinin benzediği, ikisinin de eşitsizlikleri derinleştirdiği ve toplumun dezavantajlı gruplarını daha ağır biçimde etkilediği tartışılmaya başlandı. Hatta iklim değişikliğinin varlığını ve insan kaynaklı olduğuna dair bilimsel konsensüsü inkâr eden görüşlerle, koronavirüs salgınıyla ilgili bilimsel bilgilerin aksini iddia eden komplo teorileri arasındaki benzerlikler ortaya kondu. İki küresel kriz, pandemiden sonra dünya ekonomisinin nasıl bir yön çizmesi gerektiğine dair tartışmaların, iklim krizine cevap olarak gündeme gelen yeşil yeni düzen politikalarını da içermesi nedeniyle daha da fazla bir arada anılmaya başlandı.
Sonuç Yerine: Pandemiden İklim Krizine Dersler ve Öneriler
Bu politika metninde COVID-19 salgınıyla iklim değişikliğinin arasındaki karşılıklı ilişkiyi ortaya çıkartmaya, benzerliklerin ve farklılıkların altını çizmeye, iki krizi bir arada okumanın açtığı imkânlara işaret etmeye, ortak risk ve mücadele alanlarını görünür kılmaya çalıştık. Bu bağlamda ortaya atabileceğimiz somut politika önerilerini şöyle sıralayabiliriz:
1 | Pandemi ve iklim krizi gibi tüm boyutları ancak yoğun ve sürekli bilimsel faaliyetle ortaya konabilecek durumlarda bilimsel araştırmaların teşvik edilmesi, bilim insanlarının çalışmalarını en hızlı ve uygun ortamlarda yapmalarının sağlanması, bulguların akademik özgürlük esaslarına uygun bir biçimde paylaşılma şartlarının temini devletin öncelikli görevidir. Bu tür acil durumlarda bilimsel bilginin alternatifinin olamayacağı, bilim insanlarının ve bilimsel çabanın itibarsızlaştırılmasının ağır sonuçlara yol açabileceği unutulmamalıdır.
2 | İnsanların günlük yaşamını, ekonomiyi ve politikaları yakından ilgilendiren, farklı düzeylerde de olsa toplumun her kesimini etkileyen ve acil kararlar alınmasını gerekli kılan bu tür kriz durumlarında bilim çevreleriyle politik karar alıcıların ve toplumun sağlıklı diyaloğu hayati önem taşır. Bilim çevrelerinin bilgileri ve süreçleri anlaşılabilir bir şekilde aktarabilmesi politik kararların bilimsel bilgi ışığında alınmasını kolaylaştırır. Politikacıların ve toplumun bilime güven ifade etmesi de bilim insanlarının daha topluma dönük çalışmalarını sağlar. Dolayısıyla pandemiye ve iklim krizine dair doğru kararlar almak, bilim-toplum ilişkisinin açık ve sağlıklı bir ilişkiyle sürdürülmesine bağlıdır.
3 | Acil kararlar alınması gereken bu gibi durumlar bilimsel bilgilere dair kesin kanıt bulma yükümlülüğünü gevşeten, erken önlem ilkesini akıldan çıkarmayan bir yaklaşımı zorunlu kılar. Kesin kanıtlar elde edilene kadar makul bilimsel açıklamalar, uygulamanın zarar vermemesi ilkesiyle bir arada düşünülerek kabul edilmelidir. Bu durumun pandemideki örneği maske kullanımıdır. Maskenin koruyuculuğunun çok yüksek olduğu ilerleyen zamanda kanıtlanmış olsa da ilk günlerden itibaren maske kullanmak riski olmayan, koruyucu olma ihtimali yüksek bir önlem olarak önerilmeliydi. Oysa pek çok uluslararası kuruluş ve uzman bu konuda yeterince iyi bir sınav veremedi. Aynı şekilde iklim krizinde de yaşanan her aşırı hava ve iklim olayının tek tek iklim değişikliğine bağlı olduğunun kanıtlanması gerekmez. Aşırı iklim ve hava olaylarının küresel sıcaklık artışı nedeniyle hem sayı hem şiddet olarak arttığı yeterli bir bilimsel gerçek olarak politikalara yol göstermelidir.
Paylaşılma Tarihi
Aralık 2020
Sayfa Sayısı
28
Sinan Erensü
Sinan Erensü, her ikisi de sosyoloji bölümünden olmak üzere doktorasını 2016 yılında Minnesota Üniversitesi'nden, araştırmalı yüksek lisans derecesini ise 2006 yılında Cambridge Üniversitesi'nden almış bir politik ekolojisttir.
sinan.erensu@sabanciuniv.edu
Ümit Şahin
Ümit Şahin İstanbul Politikalar Merkezi’nde Kıdemli Uzman ve İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü olarak görev yapmaktadır.
umit.sahin@sabanciuniv.edu