Ana içeriğe atla
"Son Gelişmeler Işığında Göç ve Suriyeliler"

Son Gelişmeler Işığında Göç ve Suriyeliler

İPM Onursal Direktörü Fuat Keyman ve Gaziantep Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Nuri Güntekin’in yazdığı Son Gelişmeler Işığında Göç ve Suriyeliler İPM Raporu, Mart 2025’te yayımlandı.

Bu rapor, Türkiye’de Suriyelilerin varlığını geçici bir insani kriz olarak değil, uzun vadeli ve çok katmanlı bir toplumsal dönüşüm süreci olarak ele almaktadır. Göç olgusu yalnızca yer değiştirme üzerinden değil; emek piyasası, eğitim sistemi, toplumsal ilişkiler, kamusal alan, siyasal söylem ve yönetişim pratikleri üzerinden şekillenen yapısal bir olgu olarak incelenmektedir. Çalışma, Suriye iç savaşı sonrası Türkiye’ye yönelen kitlesel göçün, ülkenin toplumsal dokusu içinde kalıcı etkiler ürettiğini ortaya koymaktadır.

Rapor, Suriyelilerin hukuki statüsünün “geçicilik” üzerine kurulmasının, hem bireysel yaşam stratejilerinde hem de kamusal politikalarda kalıcı bir belirsizlik alanı yarattığını göstermektedir. Bu durum, göçmenlerin toplumsal konumunu kırılganlaştırırken, aynı zamanda devlet politikalarının geçici çözümler üzerinden şekillenmesine neden olmaktadır. Suriyelilerin çalışma hayatına katılımı büyük ölçüde kayıt dışı, güvencesiz ve düşük ücretli sektörler üzerinden gerçekleşmekte; bu durum hem göçmen nüfusun yapısal kırılganlığını derinleştirmekte hem de yerel emek piyasalarında yeni gerilim alanları üretmektedir.

Eğitim alanında ise rapor, nicel artışlara rağmen niteliksel sorunların sürdüğünü ortaya koymaktadır. Okullaşma oranlarındaki yükseliş, kalıcı uyum, sosyal bütünleşme ve nesiller arası entegrasyon açısından yeterli bir dönüşüm yaratmamaktadır. Eğitim sistemi, geçici çözümlerle yürütülen bir alan olmaktan çıkıp uzun vadeli entegrasyon politikalarıyla yeniden yapılandırılması gereken temel bir kurumsal alan olarak tanımlanmaktadır.

Çalışma, göç meselesinin Türkiye’de giderek yalnızca bir sosyal politika konusu olmaktan çıktığını, siyasal söylem ve toplumsal algılar üzerinden yeniden kurulan bir “yönetişim sorunu” hâline geldiğini göstermektedir. Popülist, dışlayıcı ve güvenlik merkezli söylemler, göçü yönetilebilir bir toplumsal süreç olmaktan çıkarıp toplumsal kutuplaşmayı besleyen bir siyasal alan üretmektedir. Bu durum, hem göçmenlerin kamusal görünürlüğünü sorunlaştırmakta hem de birlikte yaşam pratiklerini zayıflatmaktadır.
Sonuç olarak, rapor; Suriyelilerin Türkiye’deki varlığının geçici bir durum değil, kalıcı bir toplumsal gerçeklik olduğunu vurgulamaktadır. Göçün yönetimi, kısa vadeli kriz politikalarıyla değil; uzun vadeli, kapsayıcı, hak temelli ve kurumsal dönüşümü esas alan politikalarla ele alınması gereken bir alan olarak tanımlanmaktadır. Bu çerçevede göç, artık istisnai bir durum değil, Türkiye’nin toplumsal yapısının yeni normalini oluşturan temel dinamiklerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Giriş

Türkiye’nin 2000 sonrası deneyimlediği süreçlerin, tarihi niteliklere sahip olduğu pek çok kimse tarafından dile getirilmektedir. Politikadan ekonomiye, kültürden gündelik hayata, kentlerin ulaştıkları aşamalar ve aldıkları tarif edilmesi güç biçimlerden tarım ve köylülüğün dönüşümüne kadar her hayat nüvesinde, Türkiye’nin ve Türk toplumunun geçirdiği dönüşümü görmek mümkündür. Kuşkusuz, bu değişim ve dönüşümlerin, belki de büyük bir kısmı, bir önceki on yıllardan asla öngörülemeyen vaziyetler de ortaya çıkardı. Tıpkı, 2011’den sonra Türkiye’nin, en çok da Suriyeliler üzerinden deneyimlediği kitlesel göç, sığınma, uyum, dış politika veya Ortadoğu konularında çok farklı, çok boyutlu ve çok çetrefilli olaylar bağlamında ele alınmayı zorunlu kılan gelişmelerde olduğu gibi. Türkiye’nin yaklaşık son üç yıldır Suriye, Suriyeliler, göç, sığınma olgularında ortaya koyduğu tutum, belirlediği ve izlediği politikalar ve hatta kendi coğrafyasındaki öngörülmesi zor olaylara dair planlamaları çokça gündem oluşturdu ve tartışmalara kapı araladı. Söz konusu süreç, yeni ve farklı boyutların eklemlenmesiyle bütün hızıyla devam ediyor. Türkiye’nin kendi güvenlik konseptinin merkezde olduğu politikaları, pek çok kez, öngörülemeyen farklı gelişmeler eşliğinde yönetmeye ve ortaya çıkan ciddi siyasi, toplumsal, kültürel, diplomatik ve iktisadi sorunları birlikte idare etmek durumuyla karşı karşıya kaldığını biliyoruz.

Sonuç

On üç yıllık acılı bir iç savaş ve şiddet döneminin ardından geçtiğimiz Kasım ayının son günlerinde birçok farklı ülkenin desteğini aldığı belli olan silahlı gruplar, Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib ve çevresinden Halep’e doğru hareket etmeye başladılar. On gün içinde, farklı biçimlerde 1963’ten beri devam eden Baas Partisi’nin hakim olduğu ve 1970’ten bu yana da kesintisiz bir biçimde Esad ailesinin denetiminde olan ülke yönetimi düştü. Halep’ten sonra Hama, Humus ve Şam’a uzanan muhaliflerin hareketleri Beşar Esad’ın 8 Aralık 2024’te ülkeyi terk etmesiyle sonuçlandı. Esad’dan ve iç savaştan geriye kalan Suriye enkazında geleceği belirsiz bir tablonun ortaya çıktığı zaman içinde pek çok kesim tarafından kabul edilmeye başlandı. Bu yeni durum, Türkiye için göç ve sığınma konularında da yeni gelişmeleri de beraberinde getirme ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Türkiye, Suriye’ye olan coğrafi yakınlığı ve son on üç yıldır bulundurduğu Suriyeli nüfusun büyüklüğünden dolayı geri dönüş tartışmalarının en çok yapıldığı ülkelerden birisi konumundadır. Pek çok Batılı ülkenin 8 Aralık’tan sonra peş peşe Suriyelilerin iltica başvurularına kapıları kapatması, ilk günlerde yaşanılan siyasi şokun etkisiyle pek tartışılmasa da sonuçları bakımından üzerinde durulması gereken hususlar içermektedir. Son on üç yılda inşa edilen hayatların sadece Esad rejiminin düşmesiyle önceki durumuna (status quo ante) döneceğini beklemek ciddi bir hata olacaktır. Zira bütün zorluklara rağmen, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de yeni hayatların kurulduğunu dikkate almak gerekmektedir. Bir diğer ifadeyle, mevcut durum için bugünden yarına radikal bir değişim beklemek doğru olmayacaktır. Üç milyona yakın bir nüfusun Türkiye’de kurdukları gündelik hayatın bir biçimde varlığını sürdürdüğünü, Türkiye’deki gündelik hayatla aralarında bir etkileşim ve bağımlılık oluştuğunu ifade etmek gerekmektedir. Suriyelilerin 2011’den sonraki varlığı Türkiye’deki gündelik hayatın her nüvesine etki etmiştir ve bu karşılıklı etkileşimle devam edip şekillenen bir sürecin olduğu görülmektedir. Daha somut bir biçimde ifade etmek gerekirse, Türkiye’deki Suriyelilerin son on üç yılda iş, emek, çalışma, üretim, tüketim, rant ve tedarik zincirindeki önemli unsurlardan birisi haline geldiğini belirtmemiz gerekmektedir. Her ne kadar formel çalışma izni olan Suriyelilerin sayısı 108 bin civarında olsa da enformel manada gündelik hayatın hemen her kademesinde kendisine yer bulan, alan açan bir demografiden söz etmekteyiz.

Bibliyografik Veriler

Paylaşılma Tarihi

Mart 2025

Sayfa Sayısı

27

Yazarlar
Fuat Keyman

Fuat Keyman

Fuat Keyman, İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü, Sabancı Üniversitesi Kurumsallaşma ve Toplumsal Katkı Süreçlerinden Sorumlu Rektör Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Profesörüdür.