Yönetici Özeti
Bu makale, Avrupa Birliği'nin genişleme ülkelerinde yolsuzlukla mücadeledeki dönüştürücü gücünün sınırlarını, özellikle Bulgaristan ve Türkiye örnekleri üzerinden analiz etmektedir. AB sıklıkla hukukun üstünlüğünü ve temiz yönetişimi teşvik edebilen güçlü bir aktör olarak görülse de, kurumsal ve toplumsal dönüşümün dışarıdan dayatılması oldukça sınırlıdır. Hukukun üstünlüğü Brüksel tarafından "teslim edilebilecek" bir politika çıktısı değil, esasen ulusal kurumların, siyasi kültürün ve toplumsal mutabakatın ürünüdür. Bulgaristan ve Romanya'da üyelik sonrasında uygulanan İşbirliği ve Doğrulama Mekanizması (CVM), kapsamlı yasal reformlara rağmen devletin elit çıkar grupları tarafından ele geçirilmesini ve yüksek düzeyli yolsuzluğu tam anlamıyla engelleyememiştir. Bu deneyim, biçimsel uyumun gerçek hesap verebilirlik yaratmaya yetmediğini göstermektedir.
Türkiye örneğinde ise AB'nin etkisi daha da zayıftır; zira üyelik müzakerelerinin tıkanması, AB'nin meşruiyetini ve baskı kapasitesini azaltmıştır. Türk siyasi elitleri AB standartlarına uyum görüntüsü verme ihtiyacı dahi duymamaktadır. 2013'teki büyük yolsuzluk skandalına rağmen iktidar partisinin seçimlerde güçlü desteğini koruması, ekonomik büyümenin ve siyasi liderliğin şeffaflık ve hukukun üstünlüğü kaygılarının önüne geçtiğini göstermektedir. Makale, yolsuzlukla mücadelenin dış baskıyla değil, ancak toplum içinde hesap verebilirliği talep eden güçlü bir toplumsal mutabakat ve kurumsal kapasiteyle mümkün olabileceğini savunmaktadır. Yargı ve temel haklara ilişkin 23 ve 24. fasılların açılması gerekli olabilir; ancak derin toplumsal dönüşüm olmaksızın tek başına yeterli değildir.
Yayın Tarihi
Eylül 2014
Sayfa Sayısı
2