Yönetici Özeti
Bu çalışma, İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından yürütülen Darbe Girişimi Sonrası Çatışma Çözümü ve Demokrasi Fırsatları Projesi’nin bir parçası olup 15 Temmuz askeri kalkışması sonrası, devlet bürokrasisi, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve sivil-asker ilişkileri boyutlarında önce bir “hasar tespiti” sunmak, sonra yönetilmesi gereken risk alanlarını irdelemek amacındadır. Çalışmada, 15 Temmuz kalkışması sonrasındaki sürecin yönetimi konusunda politika yapıcılara hem akademik hem de uygulamaya yönelik önerilerde bulunulması da amaçlanmıştır. 15 Temmuz askeri kalkışması, devletin gerçekliği (bürokrasisine sızılabilecek kadar savunmasız bir devlet) ile devletin retoriği (devlet elitlerinin sürekli olarak tekrarladığı güçlü devlet söylemi) arasındaki farkı gözler önüne sermiştir. 15 Temmuz, ABD’de bulunan Fethullah Gülen’in denetimi altında/ilham vermesiyle, dini duygularla harekete geçmiş/yalancıütopist gizli bir ‘şebekenin’ uzun yıllar ve bir strateji takip ederek, özellikle güvenlik bürokrasisine sızma girişimini ortaya çıkarmıştır. Bu durumda, Türkiye, 15 Temmuz sonrasında devleti ve devletin güvenlik kurumlarını yeniden inşa etme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Acaba, Türkiye devlet aygıtını ve ürettiği gücü gasp etmeye yeltenen başka bir 15 Temmuz’a nasıl engel olabilir? Makale öncelikle sivil-asker ilişkileri alanında, Türkiye’nin içine düştüğü şu önemli paradoksu vurgulamaktadır: Ülkede yeni bir 15 Temmuz yaşanmaması için askerin sivil kontrolünü daha etkin hale getirmek maksadıyla yapılması gereken: tekelci sivilleşme midir (gücün güçlü bir sivil-seçilmiş makamda toplanması), yoksa demokratikleşme midir (gücün sivil aktörler arasında dağıtımı)? Askeri elitlerin elindeki gücün sivil aktör olarak sadece seçimle gelen yürütmenin başındaki seçilmiş cumhurbaşkanına aktarılması anlamına gelen tekelci sivilleşme, ordunun seçilen sivil cumhurbaşkanı tekelindeki sivil bürokratik yapı tarafından çok sıkı bir şekilde sivil kontrol altına alınmasını amaçlar. Diğer taraftan sivil-asker ilişkilerinin demokratikleştirilmesi, hem Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) hem de yürütme üzerinde daha etkin bir denetleme-gözetimdengeleme sistemi oluşturmak maksadıyla gücün seçilmiş cumhurbaşkanı ve kabinesi yanında diğer sivil aktörler olan parlamento ve komisyonları ile akademi, düşünce kuruluşları ve medya gibi aktörler arasında dağıtılmasını, bu sayede hem asker hem de yürütme üzerinde bir izleme-denetleme-dengeleme mekanizması kurmayı amaçlar. Aslında eş zamanlı askeri reformlar ve toplu tasfiyeler ile şekillenen 15 Temmuz sonrası ortamda, iki paradigma değişimi olduğu görülmektedir. Bunlardan ilki, Türkiye’deki sivil-asker ilişkilerinin doğasında meydana gelen, askeri ile sivil dünyaların birbirinden bağımsızlaşarak askerin profesyonelleşmesine odaklanan Huntingtoncu yaklaşımdan, orduyu sivil topluma çapalayarak nihai durumda asker ile sivil benzeşmesini amaçlayan Janowitzci yaklaşıma doğru yaşanan geçiştir. İkinci değişim ise, TSK’nın kurumsal kimliğinde meydana gelen ve tek parçalı (monolitik) bir kimlikten, çok sayıda ve birbirinden nispeten bağımsız mikro kimliğin oluşturduğu çok parçalı (polilitik) bir kimlik yapısına geçiştir. Bu iki paradigma değişimine ışık tutmak amacıyla, çalışmada önce yaşanan bu hızlı ve büyük ölçekli sivilleşme sürecinin Türkiye’deki sivil-asker ilişkilerinin doğasına etkileri incelenmektedir. Ardından, makalede 15 Temmuz sonrasında sivil-seçilmiş cumhurbaşkanlığı makamının hızla güçlenmesi, Genelkurmay Başkanlığı makamının ve TSK içindeki etkisinin hızla zayıflamasından kaynaklanan güç değişimi nedeniyle TSK’nın kurumsal kimliğinin tek parçalı bir bütünden (monolitik) çok sayıda ama nispeten birbirlerinden bağımsız mikro kimliğin oluşturduğu çok parçalı (polilitik) dönüşümü analiz edilmektedir. Burada, özellikle TSK’nın yeni çok parçalı kimliği; askeri elitlerin değişime yönelik tutumları, askeri elitlerin dünya görüşleri, kuvvet komutanlıklarının değişime yönelikleri tutumları, ‘üst subaylar’ ve ‘genç subaylar’ arasındaki kuşak çatışması ve TSK içindeki rütbe, statü, imtiyaz çatışmaları açısından sunulan tipolojiler incelenmektedir. TSK içindeki tek parçalıdan çok parçalıya doğru gelişen bu kimlik dönüşümünün hassas yönetimi önem kazanmaktadır. 15 Temmuz sonrasında devlet kurumları, Türkiye›deki sivil-asker ilişkileri ve TSK’nın kurumsal kimliğinin dönüşümü kapsamında karşılaşılan risk faktörleri aşağıda sıralanmıştır:
• Sivil-asker ilişkilerinin giderek “Seçilmiş cumhurbaşkanlığı ile ordu arasındaki ilişkilere” daralması, sivil aktörler arasında seçilmiş cumhurbaşkanlığı makamının (özellikle referandum sonrasında) diğer sivil aktörlere kıyasla güç kazanmasından, askeri boyutta Genelkurmay Başkanlığı makamının hem TSK içinde hem de sivil muhatapları nezdinde gücünün zayıflamasından kaynaklanan güç transferinin yönetilmesi,
• Türkiye’de güvenlik konularında ve TSK’nın dönüşümüne odaklanan sivil entelektüel sermayenin çok düşük seviyede olması, askerlerin sivil yetersizliğini küçümsemesi, sivilin ‘askeri uzmanlığa’ hürmet etmemesi,
• TSK’nın giderek toplumdaki muhafazakâr kesim ile laik kesim arasındaki popüler, magazinsel ve siyasi tartışmaların merkezine kayması, bu nedenle teknik-akademik düzeyde yürümesi gereken tartışmaların hemen politize olması, bu politizasyonun TSK personelinin kuruma olan “örgütsel bağlılıklarına” olumsuz etkileri,
• 15 Temmuz sonrasında sivil-asker ilişkilerinin doğasını ve karakteristiklerini etkileyen askeri reformların gerekçeleri, niteliği, kapsamı ve yapılış hızı hakkında sivil elitler ile askeri elitleri arasındaki görüş farklılıkları;
• TSK içinde; değişim konusundaki tutumları açısından simbiyont, pragmatist ve reform yanlısı elitler, dünya görüşleri açısından Mukaddesatçılar, Ulusalcılar, Atlantikçiler ve Avrasyacılar arasındaki güç ilişkilerinin, kuvvet komutanlıkları arasındaki dönüşümün niteliği ve kapsamı konusundaki yaklaşım farklılıkların, üst subaylar ile genç subaylar arasındaki kuşak çatışmasının ve son olarak TSK içindeki rütbe personel arasındaki statü, imtiyaz ve hak farklılıklarının yönetilmesi için doğru personel temin ve yönetimi politikalarının belirlenmesi,
• TSK’nın yeni kurumsal kimliği ve stratejik kültürü, güvenlik bürokrasisi içinde dini ve milliyetçi referansların görünürlüğü, laiklik, ordunun dönüşümünün niteliği, kapsamı ve ideolojik arka planı, ABD yanlısı/ABD karşıtı duruş, NATO yanlısı/NATO karşıtı duruş gibi konularda farklılaşan dünya görüşlerine sahip askeri elitlerin kendi aralarındaki güç ilişkilerinin yönetimi, Yukarıda belirtilen bu altı risk faktörünün, 15 Temmuz sonrasındaki ortamda titiz bir şekilde yönetilmesi gereklidir.
Paylaşılma Tarihi
Nisan 2017
Sayfa Sayısı
19