Giriş
Aşırı hava olayları nedeniyle yaşanan afetlerle her geçen gün daha sık karşılaşıyoruz. Endüstrileşme ve kentleşme gibi süreçlerle bağlantılı olarak başta fosil yakıtların yakılması olmak üzere insan faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan iklim değişikliğinin artan aşırı hava ve iklim olayları ile ilişkisi bilimsel olarak kanıtlanmış durumdadır. Aşırı sıcaklardan kaynaklanan sorunların önümüzdeki dönemde daha da artış göstereceği tahmin edilmektedir.1 Örneğin, aşırı sıcaklar ve kuraklık nedeniyle sıklığı ve şiddeti artan büyük yangınlar son yıllarda en çok görülen aşırı hava olayları haline gelmiştir. İklim kaynaklı afetler hem insanlar üzerinde sosyal, ekonomik, psikolojik ve fiziksel birçok etkilere neden olur, hem de diğer canlıların yaşam alanlarını, besin kaynaklarını ve türlerinin devamını tehdit eder. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2018 Küresel Risk Raporu’na göre küresel ekonomiyi etkileyecek en önemli risklerin dördü iklim değişikliği ile ilgilidir.2 Bu risklerin başında maddi varlıkların ve altyapıların göreceği hasarlar, kaynaklarda çıkabilecek sorunların yaratacağı endüstriyel krizler ve ekonomik aktivitelere gelebilecek zararlar sayılmaktadır.3 Nitekim, 2021 yılında Türkiye’de yaşanan orman yangınları, seller ve su baskınları ve kuraklık, iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olaylarının Türkiye’deki olası yıkıcı sonuçlarını da gözler önüne sermiştir.
Sonuç
Bu raporda, Türkiye’de idarenin iklim temelli afetlere karşı hukuki sorumluluğunun temelleri ve bu sorumluluk bağlamında vatandaşların ellerindeki hukuki araçlar incelenmiştir. Özel olarak, idarenin üzerindeki sorumluluğu reddetmek için başvurduğu mücbir sebep kavramı tartışılmış, bu kavramın iklim değişikliği bağlamındaki geçerliliği sorgulanmıştır. Rapor, ikincil kaynak incelemesinin yanında hukukçularla birebir görüşmelere dayanmaktadır. Raporda temel hedef, nüfusu doğal afetler karşısında kırılgan ve dirençli gibi gruplandırmalara ayıran yaklaşımın ötesine geçip, iklim temelli afetlere dair hak temelli bir yaklaşımın gelişimine katkı sunmaktır. Böyle bir yaklaşım ile kırılganlık ve dirençlilik gruplara içkin özellikler olarak değil, onlara sunulan hizmetlerin eşitsiz dağılımı nedeniyle ortaya çıkan sonuçlar olarak yeniden kurulmaktadır. Böylelikle hem karar alıcılara kentleri olası afetlere karşı dirençli kılmak konusundaki sorumluluklarını hatırlatmak hem de vatandaşları aşırı hava olayları karşısındaki hakları ile ilgili bilgilendirmek hedeflenmiştir. Zira, Türkiye’de hâlâ afet politikası kriz yönetimi bağlamında şekillenmektedir. Bu anlamda, krizin ortaya çıkmasını önlemekten ziyade, müdahale ve iyileştirme süreçlerine öncelik verilmektedir. Halbuki, idareden beklenen aynı zamanda ortaya çıkmasına neden olan etmenleri göz önünde bulundurarak zararı en aza indirmesidir. Bu bağlamda, afet yönetimine ve iklim değişikliğine dair önlemlerin de birlikte düşünülmesi önem arz etmektedir. Anayasa, idareye vatandaşları öngörülebilir ve tahmin edilebilir risklere karşı uyarma ve onlara karşı gerekli önlemleri alma sorumluluğu yüklemektedir. İdare bu sorumlulukları yerine getirmediğinde ise yasal sorumluluk ortaya çıkmakta ve vatandaşların dava açma yetkisi doğmaktadır.
Paylaşılma Tarihi
Mayıs 2022
Sayfa Sayısı
33