Yönetici Özeti
Bu makale, 2013–2014 Ukrayna krizi sonrasında değişen jeopolitik ortamda Avrupa Birliği'nin geleneksel genişleme politikasının yetersiz kaldığını savunmaktadır. AB'nin aday ülkelerden reform karşılığında müzakere ilerlemesi talep eden koşulluluk (conditionality) yaklaşımı, Doğu genişlemesi döneminde üyelik perspektifinin inandırıcılığı ve Euro-Atlantik entegrasyonuna yönelik güçlü içsel yönelim sayesinde başarılı olmuştur. Ancak günümüzde Rusya'nın Avrasya Gümrük Birliği gibi alternatif bölgesel entegrasyon projeleri geliştirmesiyle birlikte AB'nin dönüştürücü gücünün tekel konumu zayıflamıştır. Bu yeni bağlamda genişleme, AB'nin etkili bir dış politika aracı olmaktan uzaklaşmaktadır.
Metin, özellikle Türkiye ile ilişkilerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Türkiye'nin üyelik süreci 2008'den bu yana fiilen tıkanmış; hem AB içindeki genişleme yorgunluğu hem de Türkiye'deki siyasal dönüşümler üyelik perspektifinin inandırıcılığını azaltmıştır. Oysa Suriye ve Ukrayna'daki çatışmalar, mülteci krizi, enerji güvenliği ve Rusya'nın yayılmacı politikaları gibi ortak stratejik meydan okumalar, AB ile Türkiye arasında daha yakın işbirliğini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle yazar, katılım müzakereleri yerine "işlevsel bir birlik" modeli önermektedir. Bu model, müktesebatın aşamalı benimsenmesine dayalı asimetrik genişleme yaklaşımı yerine; göç yönetimi, enerji güvenliği, ticaret, bölgesel istikrar ve Rusya'ya yönelik yaptırımlar gibi belirli politika alanlarında derin ve esnek entegrasyonu esas alan, daha eşitlikçi bir işbirliği çerçevesi sunmaktadır. Böyle bir farklılaştırılmış entegrasyon modeli, hem jeopolitik koordinasyonu güçlendirebilir hem de tıkanmış genişleme sürecine pragmatik bir alternatif oluşturabilir.
Yayın Tarihi
Ekim 2014
Sayfa Sayısı
4