Ana içeriğe atla
15 Temmuz Sonrası Çatışma Çözümü ve Demokrasi Fırsatları

15 Temmuz Sonrası Çatışma Çözümü ve Demokrasi Fırsatları

Çatışma Çözümü ve Arabuluculuk Programı Uzmanı ve Darbe Girişimi Sonrası Çatışma Çözümü ve Demokrasi Fırsatları Proje Yöneticisi Pınar Akpınar ve Çatışma Çözümü ve Arabuluculuk Programı Araştırmacısı Derya Berk'in 15 Temmuz Sonrası Çatışma Çözümü ve Demokrasi Fırsatları başlıklı raporu Haziran 2017'de yayımlandı.

Yönetici Özeti

Türkiye son zamanlarda birçok sorunla karşı karşıya kalmıştır. Ülke içindeki artan kutuplaşma ve çevresindeki güvensiz ortam mevcut çatışmaları arttırmıştır. 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe teşebbüsü, çatışmaların gelişmesi için elverişli bir ortam hazırlayarak Türkiye’yi artan bir belirsizlik ortamına sürüklemiştir. Bu rapor, İstanbul Politikalar Merkezi tarafından Eylül 2016 ve Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş olan Darbe Girişimi Sonrası Çatışma Çözümü ve Demokrasi Fırsatları Projesi’nin son ürünü olarak ortaya konulmuştur. Proje, darbe girişimi sonrası dönemde değişen şartları inceleme, başlıca çatışma konularını tespit etme ve daha güçlü ve uyumlu bir Türkiye için politika önerileri sunma amacını gütmüştür. Darbe teşebbüsünden sonra ortaya çıkan en önemli derslerin güçlü devlet algısının ve söyleminin ciddi zarar görmesiyle birlikte sekülerizm ve liyakatın kurumların güçlü kılınmasındaki öneminin teyit edilmesi olmuştur. Bu sebeple, çalışma zayıf toplumsal bağlar ve kurumların istikrarsızlığının çatışmanın en önemli sebepleri olduğunu ve başka darbe teşebbüslerine zemin hazırladığını öne sürmektedir. Bu çalışma Türkiye’de en muhtemel iki çatışma alanı olarak kutuplaşma ve Kürt sorununa odaklanmıştır. Nitekim bu sorunlar uzun zamandan beri çatışma ve istikrarsızlığın temel ayaklarını teşkil etmişlerdir. Aslında, 16 Nisan 2016’da gerçekleştirilen anayasa referandumunun sonuçları bu iki meselenin çözümünün daha istikrarlı bir Türkiye yolunda en önemli adımlar olacağını da ortaya koymuştur. Diyalog, demokratikleşme ve bir arada yaşama kültürünü sağlamlaştırma amacıyla atılan her adım Türkiye’de barışın tesisinde öncelikli gereksinim olacaktır. Referandum sonucu demokratikleşme noktasında güçlü istek olduğunu ve bu atmosferin birlikte yaşama kültürünün güçlendirilmesi için değerlendirilmesi gerektiğini bir daha teyit etmiştir. Bu çalışma, İstanbul, Ankara ve Diyarbakır’da, bürokrasi, akademi, sivil toplum, iş çevreleri ve medyadan toplam 100 kadar kişi ile yapılan beş çalıştay ve 22 kişi ile gerçekleştirilen yüz yüze mülakatlar sonucu elde edilen geniş kapsamlı birincil verilerin analizi sonucunda kapsayıcılık, duygudaşlık, temsiliyet, güçlü sivil toplum yetersizliğinin ve siyasi tartışmalarda kutuplaştırıcı dil kullanılmasının Türkiye’de çatışma çözümü ve demokrasinin önündeki en büyük engeller olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca, bütün paydaşlar diyalog ve müzakerenin ülkemizde barış, demokrasi ve istikrarı pekiştireceğini belirtmişlerdir. Proje, Türkiye’deki ana çatışma alanlarını teşkil eden beş ayak üzerine inşa edilmiştir. Bunlar “kutuplaşma,” “Kürt sorunun etnik boyutu,” “reform ve kurumsal yapılanma,” “devlet, ordu ve dış politika” ve “ekonomik reform ve kapsayıcı büyüme” konularını kapsamaktadır. Bu konuların oldukça farklı görünmeleriyle beraber birbirlerine yakından bağlantılı olmaları açısından, sorunlara kapsamlı ve sürdürülebilir çözümler sunma noktasında eşit düzeyde ele alınmaları gerekmektedir. Kutuplaşma Türkiye’de barış ve demokrasinin önündeki mevcut sorunların aşılmasında gruplar arası ortaklık ihtimallerini gölgelemektedir. Kutuplaşmanın aşılması için aşağıdaki önlemlerin alınması gerekmektedir: 

• Siyasi kültür karşılıklı anlayış ve farklılıklara saygı temeline oturtulmalıdır. Eşitlikçilik ve demokrasi prensiplerine dayanan politikalar benimsenerek toplumun genelinde güveni arttırmak gerekmektedir. 

• Medya kurumu, etik davranmak, toplumun gözlemcisi olma sorumluluğunu tekrar benimseyip kullandığı dile özen göstermek zorundadır. Medya kuruluşları özerk ve tarafsız olmalıdır. • En önemli sorumluluk, sağduyulu davranması ve çatışma yaratacak söylemlerden uzak durması beklenen politikacılara düşmektedir. Aynı şekilde, kutuplaşma siyasi kazanç elde etmek için araçsallaştırılmamalıdır. 

• Denge ve denetleme sistemi güçlendirilerek devlet içinde adil güç paylaşımı sağlanmalıdır. Devlet kurumlarında eşit ve adil istihdam süreçleri temeline dayanan kapasite oluşturma hedefine öncelik verilmelidir. Kürt sorunu, aşağıdaki noktalara dikkat edilmediği takdirde Türkiye’de potansiyel olarak siyasi ve sosyal kargaşa yaratabilecek bir mesele haline gelebilir: • Hükümet, Kürt hareketinin siyasal ve silahlı kanatları ve Kürt halkı arasındaki ayrımı belirgin bir şekilde çizmelidir. Bu, Kürt halkının kalbini kazanmak açısından çok önem taşımaktadır. 

• Kürt halkının güçlü bir şekilde temsil edilememesi, Kürt vatandaşların bizzat kendilerinin talep, ihtiyaç ve çıkarlarının karşılanması noktasında doğrudan muhatap alınmaları için önlemler alınmalıdır. 

• Şiddet hem devlet hem de PKK tarafından siyasi kazanç elde etmek için kullanılmamalıdır. Karşılıklı olarak ateşkes ilan edilip fiziksel, psikolojik ve kültürel şiddetin her türlüsü sona erdirilmelidir. 

• Barış ve güvenlik Güneydoğu Anadolu’nun kapsayıcı ekonomik kalkınması açısından en önemli ön koşuldur. Doğal kaynakları, konumu ve insan kaynakları ile ekonomik kalkınma noktasında bölgenin önemi mutlaka göz önüne alınmalıdır. 15 Temmuz darbe girişimi devletin kendi içinde kurumsallaşma ve kapasite oluşturma konusunda acil reformlar yapması gerekliliğini tekrar ortaya çıkarmıştır. Bu minvalde: 

• Hukuk sisteminde güven tesis edilmeli ve ayrımcılık ve eşitsizliğin yok edilmesi için fırsat eşitliğini öngören düzenlemeler yapılmalıdır. 

• Kapasite oluşturma ve kurumsallaşma devlet kurumlarının iyileştirilmesi için en önemli adımlar olacaktır. 

• FETÖ ile mücadelede sadece suça bulaşmış ve kanıtlanabilir delillerle örgüt bağlantısı kesinleştirilmiş kişiler hedef alınmalıdır. Bireylerin onurunun zedelenmemesi açısından suçsuz kişilerin sağlam deliller olmaksızın suçlanmasından kaçınılmalıdır. 

• Devlet kurumları liyakat ve hukukun üstünlüğü ve çoğulculuk prensiplerine bağlı kalınarak tanımlanmalı ve yenilenmelidir. Reform gayretleri, bireysel geçici girişimlerden ziyade kapsamlı kurumsal düzenlemelere odaklanmalıdır. 

• Geniş tabanlı kurumsal yapılanmanın gerçekleştirilmesi için acil olarak yeni bir anayasa yapılması gerekmektedir Yeni anayasa Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ve Kopenhag Kriterleri’yle belirlenmiş evrensel insan hakları ve özgürlüklerini garanti altına alan toplumsal bir sözleşme olmalıdır. Darbe girişimi askeri müdahale ihtimalinin tamamen yok edilemediğini de ortaya koymuştur. Bu açıdan, çalışma şunları önermektedir: 

• Silahlı kuvvetlerin sadece ulusal güvenlik tehditlerine karşı mücadele görevini yerine getirme ekseninde tutulması açısından, sivil ve askeri aktörler arasındaki dengenin sağlam bir temele oturtulması gerekmektedir. 

• Askeri personelin istihdam ve eğitim süreçleri hukukun üstünlüğü ve liyakat temeline dayandırılmalıdır. • Sivil ve askeri yönetimler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi için, Silahlı Kuvvetler’ in güçlü ve zayıf olduğu noktalarla birlikte başarıları ve ihtiyaçları konusunda meclise periyodik bilgilendirme yapması gerekmektedir. 15 Temmuz başarısız darbe girişimi ulusal ve uluslararası yansımaları olan bir olgu haline gelmiştir. Türkiye’nin dış politikasını belirlerken aşağıdaki noktalar dikkate alınmalıdır: 

• Kutuplaşma iç politikaya olduğu kadar dış politikaya da zarar vermektedir. Bu minvalde, karar alıcılar dış politika kanallarında kutuplaşmayı teşvik etmekten kaçınmalılardır. Bunun yanında, dış politika iç politika konusunda kazanç elde etmek amacıyla araçsallaştırılmamalıdır. 

• Türkiye bölgesel alanda Kürtlerin varlığını engel değil bu toplumla arasındaki kültürel bağlarını değerli bir nitelik olarak görmelidir. Güvenlik ve barış/demokrasi arasındaki dengenin tutturulması için Kürtlerin varlığı işbirliği olanaklarının geliştirilmesi açısından değerlendirilmelidir. 

• Çözüm sürecinin devam ettirilmesi Türkiye’nin zarar görmüş uluslararası imajının ve uluslararası aktörlerle ilişkilerin düzeltilmesi açısından bir fırsat olabilir. Bu açılım aynı zamanda Türkiye’nin çıkmaza giren Suriye politikasında da ilerleme kaydedilmesini sağlayacaktır. 

• Dışişleri Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri, Genel Kurmay Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve hükümet gibi dış politikada belirleyici olan aktörler arasında istişare ve müzakere kültürünün geliştirilmesi ve bu kurumların bakanlığın görev yükünün paylaşılmasına katkıda bulunması gerekmektedir.

Sonuç

Bu raporda, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye’de ortaya çıkan veya derinleşen sorunların ele almasını hedefleyen Darbe Sonrası Çatışma Çözümü ve Demokrasi Fırsatları Projesi’nin ana hatlarıyla sunulması amaçlanmıştır. Bu itibarla, çalışma, sorunların tanımlanıp analiz edilmesini sağlamayı, politika oluşturma süreçlerine ve Türkiye’de uzlaşma ve demokrasinin sağlamlaşmasına katkı sunacak çözüm önerileri sunmayı amaçlamıştır. Çalışmada, Türkiye’de sürdürülebilir barış ve istikrarın sadece etkin bir çatışma çözümü mekanizması ve çatışma çözümüne yönelik yapıcı bir yaklaşımla sağlanabileceği savunulmaktadır. 16 Nisan başkanlık referandumu, muhafazakar-milliyetçi bloğun çok az bir farkla kazanmasıyla sonuçlanmıştır. Anayasa değişikliğine ilişkin takvime göre, yeni başkanlık sistemine geçiş için ülkenin önünde iki yıllık bir süre bulunmaktadır. Kürt nüfuslu bölgelerde geçmiş seçimlerde AK Parti’ye verilen desteğe kıyasla yüksek oranda “evet” oyu çıkması anlamlı olup, Kürt meselesinin yeni bir siyasi sistem çerçevesinde çözüme kavuşturulmasına ilişkin siyasi iradenin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu sonuç, projede başkanlık sisteminin müzakerelerin devamı anlamında fırsatlar yaratabileceğini ifade eden Kürt katılımcılardan elde edilen verilerle de uyumludur. Bu açıdan bakıldığında, güçlü bir liderlik, Çözüm Süreci’nin etkin bir şekilde yönetilmesine katkı sağlayabilir.

Bibliyografik Veriler

Paylaşılma Tarihi

Haziran 2017

Sayfa Sayısı

38