Yönetici Özeti
Türkiye’de, halkın ve elitlerin, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra şiddetlenen kutuplaşma dereceleriyle ilgili çok sayıda tartışma ve çekişme yaşanmaktadır. Bu raporda, siyasi kutuplaşma üzerine elitlerin görüşlerine odaklanılarak Türkiye’de kutuplaşmanın nedenleri ele alınmaktadır. Bu rapor Türkiye’de halkın kutuplaşma düzeyinin ölçülmesi yerine, Türkiye’nin elitlerinin, ülkedeki artan kutuplaşma iddialarına yönelik görüşlerini incelemektedir. Bu doğrultuda, Türkiye’deki kutuplaşma konusunda, belirli siyasi elitlerle gerçekleştirilen kapalı bir çalıştayın ve derinlemesine nitel görüşmelerin sonuçları ele alınmaktadır. Raporda, Türkiye’nin elitlerinin, ülkede kutuplaşmanın olup olmadığı konusunda dahi fikir birliğine varamayacak kadar kutuplaşmış oldukları iddia edilmektedir. Çalıştay ve görüşmelerde edinilen, özellikle kutuplaşma nedenleri olarak ileri sürülenler ile kutuplaşmayla mücadeleye yönelik olası çözümlere dair bilgilerden yararlanılarak, Türkiye’de toplumsal uzlaşmanın sağlanması umuduyla bazı politika önerileri sunulmaktadır.
Giriş
Halk arasındaki kutuplaşma, seçmenlerin, toplumsal ve siyasi konulara yönelik tutumlarında partici siyaset ekseninde, ciddi bölünmüşlük içinde olmasını ifade etmektedir. Türkiye’de son yıllardaki kutuplaşmaya ilişkin çok sayıdaki tartışma, 15 Temmuz darbe girişimi yüzünden daha da şiddetlenmiştir. Türkiye nüfusunun halihazırda, ekonomi politikası, demokrasi, laiklik ve dış politika alanları da dâhil olmak üzere siyasi ve kültürel birçok konuda, her zamankinden daha fazla kutuplaştığına dair literatürde gittikçe güçlenen bir fikir birliği söz konusudur. Yükselen popülizmden, medyadaki taraftarlığa kadar çok sayıda etkenle ilintili olan bu kutuplaşma dalgasının; yetkilerin merkezde toplanmasını kışkırtan siyasi tıkanıklıklardaki artış; ekonomik, sosyal ve demografik gidişata ayak uydurma becerisinin azalması; toplumsal ve siyasal hoşnutsuzluğun artması ve ekonomik kalkınma üzerindeki olumsuz etkiler gibi önemli sonuçları bulunmaktadır.
Sonuçlar
Sonuç olarak, Türkiye’deki elitlerin, ülkede kutuplaşmanın olup olmadığı konusunda dahi fikir birliğine varamayacak kadar kutuplaşmış oldukları savunulabilir. Çalıştay ve görüşmelerde ifade edilen kutuplaşma nedenleri ile kutuplaşmayla mücadeleye yönelik olası çözümlere dair bilgilerden yararlanılarak, Türkiye’de toplumsal uzlaşmanın sağlanması umuduyla aşağıdaki politika önerileri sunulabilir:
• Siyasetin işleyişi ve bunun toplum üzerindeki etkilerinde söylem, önem arz etmektedir: Politikacıların kullandığı partici dilin genellikle kutuplaşmayı artırdığı tespit edildiğinden, politikacıların “Öteki(ler)i” düşman olarak yaftalamayan, toplumun tüm kesimlerini koruyan daha kapsayıcı bir dil tercih etmeleri önemlidir.
• Aynı yaklaşım, medya söylemleri için de geçerlidir. Medyanın kullandığı partici dilin, farklı siyasi gruplar nezdinde kutuplaşmayı artıran bir etken olduğu yaygın biçimde dile getirilmektedir. Aslında bu, ülkedeki kutuplaşmanın boyutu hakkında farklı görüşlerde olmalarına bakmaksızın, değişik siyasi geçmişlere sahip elitleri kaynaşmış hissettiren nadir hususlardan biri olup basın özgürlüğü ile medyada kapsayıcı bir dilin kullanılmasının önemine dikkat çekmektedir. Ancak, medyanın artık klasik kanallar ile sınırlı olmadığı da unutulmamalıdır. Yeni medya ortamında herkes, anında haberci olabilmektedir. Dolayısıyla, erken yaşlarda sosyal medya etiği dersinin verilmesi ve vatandaşların, sosyal medya kullanımı sorumluluğu ile ilgili farkındalık oluşturmaları gerekmektedir.
• Devlet kadrolarına partici atamaların yapılması ve ideolojik karar alma mekanizmaları sonucunda kamu kurumlarının güvenilirliğinde oluşan azalmanın kutuplaşmayı arttırdığı kanıtlanmıştır. Bu sebeple, 15 Temmuz sonrası Türkiye’sinde kurumların yeniden inşasında, kapsayıcı kurumların tesis edilmesine ve kadroların liyakat temelinde oluşturulmasının ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasına azami önem verilmelidir.
• Eğitim kaynaştırmaktadır: Kaliteli eğitime erişim zayıfladığında kutuplaşmanın arttığı görülmektedir. Bu sebeple, milli eğitimin laiklikten uzaklaşmasına ve laik eğitimde özelleştirmenin artmasına karşı tedbirleri de içeren radikal bir milli eğitim reformuna ihtiyaç vardır. Eğitim sisteminde esaslı bir reform yapılarak toplumsal çoğulculuk ve devletin laikliği güvenceye alınmalıdır.
• Şiddet (fiziksel ya da kültürel alanda) bölmekte ve kutuplaştırmaktadır; dolayısıyla siyasi sorunlar şiddete başvurulmadan tartışılmalıdır. Etnik ve dini kimliklerin güvenlik konusu ve suç haline getirilmesi tutumu tamamen terk edilmelidir.
• Birçok durumun gösterdiği gibi, halkın kutuplaşmasından önce elitlerin kutuplaşmasının gerçekleştiği bilinmektedir. Elitlerin kendi aralarında muhtelif iletişim kanalları bulunduğundan, söz konusu mekanizmaların elitler arası diyaloğun ilerletilmesinde etkili olması yararına gerekli tedbirler alınmalıdır. Bilhassa meclis komisyonları gibi yasama organları daha etkin hale getirilmelidir. Tüm bu tedbirlerin yanı sıra, toplumun farklı kesimleri arasındaki diyalog kanallarının çeşitlendirilmesi yönünde çaba gösterilmelidir.
• Türkiye’de toplumsal uzlaşmanın sağlanmasına yönelik çabalar için ön koşul, eşit vatandaşlığa dayanan yeni bir anayasadır. Böyle bir anayasa, toplumdaki kutuplaştırıcı gerilimleri azaltmaya yardım edecek olan toplumsal kapsayıcılık ve demokratik kurumlar için büyük ihtiyaç duyulan mevzuat altyapısını hazırlayacaktır. Yeni anayasanın etkinliği açısından uygulama kritik olacaktır.
• Bugünün dünyasında iç politikayı, dış politika faaliyetlerinden tamamen ayırmak artık mümkün değildir. Bu çıkarım, özellikle geride bıraktığımız on yılda kayda değer bir durağanlıktan mustarip Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri yönünden geçerlidir. İki taraf arasında makro düzeyde bozulan ilişkilere rağmen, AB’nin Türkiye’de demokrasinin geliştirilmesindeki ve kutuplaşmanın yatıştırılmasındaki potansiyel rolü, kapalı çalıştayın farklı katılımcıları tarafından dile getirilmiştir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin yeniden canlandırılması, Türkiye’nin iç siyasi reformları yararına AB çıpasının güçlenmesine ve nihayetinde de ülkede demokrasinin güçlenmesine ve kutuplaşma düzeyinin zayıflamasına yardımcı olabilir.
Paylaşılma Tarihi
Nisan 2017
Sayfa Sayısı
14
Senem Aydın Düzgit
Senem Aydın-Düzgit, İstanbul Politikalar Merkezi’nde Direktör ve Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörüdür.
senem.aydinduzgit@sabanciuniv.edu